Public widget

Public RSS Widgets

  • Trump 1 yılda neleri yaptı?
  • Göreve geldiği 20 Ocak 2017’den bu yana tartışmalı birçok karara imza atan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump’ın halk nezdindeki olumlu imajı az da olsa sarsılmış durumda. Seçimlerde yüzde 46 oy alan Trump’ın politikalarını beğenenlerin oranı anketlerde yüzde 39-40 civarında olsa da, özellikle çekirdek seçmenini olduğu gibi koruduğu tahmin ediliyor.

    Hem görevinde yeni olması hem de birçok konuda ABD Kongresi’nin engeline takılması ise, Trump’ın seçmeni nezdinde daha az eleştirilmesine imkan tanıyor. Seçmenlerin bir kısmının özellikle sağlık sistemini yoksullar aleyhine reforme edecek tasarıda olduğu gibi Kongre’nin engellemeleri nedeniyle bu kurumu suçladığı tahmin ediliyor.

    Seçimler öncesinde Trump’ın öngörülemez, sıradışı ve kimi durumlarda agresif olarak görülen tarzının göreve başladıktan sonra değişeceği yorumları yapılıyordu. Ancak Trump’ın pratikte de uyguladığı bu tarzını zaten bir tür yönetim stratejisi dahilinde benimsediği çok geçmeden anlaşıldı.

    BİRÇOK VAADİNİ TARTIŞMALI DA OLSA YERİNE GETİRDİ

    Geçmiş yönetimlere yönelttiği sert eleştirilerle bilinen ve ‘Önce Amerika’ sloganıyla seçilen Trump, tartışmalı da olsa çok sayıda vaadini ilk bir yılda yerine getirdi.

    Tüm dünyadan gelen eleştirilere kulak asmayan Trump, 2015 Paris iklim anlaşmasından geri çekilme kararını Haziran ayında duyurmuştu. Yıllarca Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde eleştiri konusu olan ve ABD’ye aşırı çıkar sağladığı savunulan Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı Antlaşması (TTIP) da Trump’ın beğenisini kazanamamıştı. Avrupa’da ABD’ye çıkar sağlamakla eleştirilen TTIP müzakerelerinden çekilen Trump, antlaşmanın ABD şirketlerini gözardı ettiğini iddia etmişti.

    Seçim öncesinde Müslüman ülkelere yönelik sert sözleriyle de gündem oluşturan Trump, birçok ülkenin vatandaşlarına seyahat yasağı getiren kararnameyi imzalamıştı. Yargıdan iki kez dönen bu kararname daha sonra biraz yumuşatılmış haliyle yenilenmişti.

    İÇERDE HAYATA GEÇİRİLEN ÖNEMLİ REFORMLAR VE EKONOMİK DURUM

    En başından itibaren ‘sıradışı’ olarak nitelendirilen tarzını göreve geldikten sonra da devam ettiren Donald Trump, iç politikada birçok diğer vaadini hayata geçirmişti.

    Bunlar arasında en önemlisi olarak daha çok orta ve üst gelir seviyesindeki çalışanlar ile şirketlere ciddi vergi indirimleri getiren reform tasarısını kabul ettirmeyi başarmıştı. Şirketlerin gelir ve kurumlar vergisini düşüren reform kapsamında 10 yılda 1,5 trilyon dolarlık vergi indirimi söz konusu olacak. Trump, bu reformla birlikte ‘işveren yanlısı’ bir siyaset izlemekte kararlı olduğunu göstermişti.

    Donald Trump’ı en çok zorlayan ise on milyonlarca dar gelirliyi sağlık güvencesinden yoksun bırakabilecek olan sağlık reformu oldu. Obamacare adı verilen mevcut sağlık yasasını kaldırmak için Cumhuriyeti Parti’nin çoğunluğu elinde bulundurduğu Kongre’den gerekli desteği alamamıştı. Temsilciler Meclisi’nden kılpayı geçen bu yönlü bir karar, Senato’da birçok oylamaya rağmen geçmemişti. Trump ise çareyi bir başkanlık kararnamesi çıkarmakta bulmuştu.

    Her ne kadar ekonomik alanda selefi Barack Obama’nın politikalarının olumlu meyvelerini toplasa da, ülkede özellikle işsizlikteki düşüşün devamı da Trump’ın işini kolaylaştırıyor. Ason verilere göre ABD’de işsizlik oranı yüzde 4,1 ile son 17 yılın en düşük seviyesine geriledi.

    DEMOKRATLARI UZUN YILLAR FRENLEYECEK YARGIÇ ATAMALARI

    Donald Trump’ın göreve gelir gelmez başlattığı ve yıl içierisinde tamamladığı atamalarla özellikle yargıda muhafazakar-cumhuriyetçi etkisini güçlendirdiği biliniyor.

    Bir yıllık sürede 60 kadar federal yargıç atayan Trump, Federal Yüksek Mahkeme’nin tümüyle muhafazakar yargıçların denetimine geçmesini sağlamıştı. ABD’li gözlemciler, Trump’ın yaptığı atamalar sayesinde Demokrat Parti iktidarı olsa dahi uzun yıllar önemli reformların bloke edilebileceği görüşünde. Özellikle silah edinim hakkının kısıtlanması gibi Cumhuriyetçi Parti’nin ayak direttiği birçok yasanın gelecekteki hükümetlerce hayata geçirilmesi zorlaşacak.

    DIŞ POLİTİKADA DA GÜNDEM BELİRLEMEYİ AMAÇLADI

    Trump’ın iç politikadaki tavrını dış politikada da aynı sert, tartışmalı ve ‘sıradışı’ yöntemiyle devam ettirdiği görüldü.

    2015 Paris iklim anlaşmasından geri çekilme kararını tüm dünyanın hilafına alan Trump, küresel ısınma konusunda bilim insanları dahil kimseye kulak asmayacağını gösterdi.  AB ile müzakereleri sürmekte olan Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı Antlaşması (TTIP)’den çekilme kararı da bunlardan biriydi.

    Ayrıca 2015 yılında yıllarca süren müzakerelerden sonra Rusya, Çin, Fransa, Almanya, Britanya ve İran’ın taraf olduğu nükleer anlaşmasını kabul etmeyeceğini ilan eden Trump, bunun için nihai kararını henüz vermedi. Trump, İran’ın nükleer tesislerini uluslararası gözlemcilere açma karşılığında ekonomik yaptırımların kaldırılmasını öngören anlaşma kapsamında ekonomik yaptırımları son kez askıya aldığını duyurmuştu. Ancak 3 ay sonra bu kararın aynı olmayacağı kesin.

    Donald Trump, İran’ın etki alanının Irak, Suriye ve Yemen’deki savaşlar üzerinden genişleyeceğini ve bundan dolayı engellenmesi gerektiği noktasındaki sert tutumunu sürdürdü. Son olarak yapılan açıklamalar da, İran’a yönelik politikada yumuşamanın olmayacağını gösteriyor.

    KUZEY KORE, ÇİN VE RUSYA’YA TAVRI

    Trump’ın dış politikada en çok üzerinde durduğu konulardan  biri ise, tüm dünyayı oldukça geren Kuzey Kore ve bu ülkenin nükleer ile balistik füze denemeleri oldu. Kuzey Kore lideri Kim Jong-un’un her füze denemesine sert müdahale tehditleriyle karşılık veren Trump, Pyongyang yönetimini ‘yok etmeyi’ dahi göze aldıklarını ilan etmişti. 1 yıl boyunca artan bu gerginlikler nihayet son haftalarda ‘müzakere edilebileceği’ yönündeki açıklamalarla kısmen de olsa sona erdi.

    Donald Trump’ın seçimi kazanmasında etkili olduğu iddiasıyla FBI soruşturmalarında adı geçen Rusya’ya yönelik tutumu ise, beklenenin tam tersi oldu. Rusya lideriyle bireysel olarak iyi ilişkilerini gizlemeyen Trump, geleneksel ABD dış politikasından uzaklaşamayacağını son Güvenlik Strateji Belgesi’yle göstermişti. Bu belgede Rusya’nın Ukrayna başta olmak üzere birçok ülkeye etki etmeyi amaçladığı vurgulanmıştı.

    Benzer şekilde Çin Halk Cumhuriyeti de Trump’ın sert bir biçimde eleştirdiği ülkelerin başında geliyor. Çin’in yüz milyarlarca doları bulan dış ticaret fazlasını gerekçe gösteren Trump, bu ülkenin ekonomik alanda haksız rekabet ettiğini savunuyor. Son güvenlik belgesinde de Çin’in ekonomik politikaları nedeniyle tehditler arasında yer aldığı vurgulanıyor.

    KASIM’DA TEST EDİLECEK

    2020’deki başkanlık seçimleri öncesinde Donald Trump’ın halk nezdindeki desteğinin düşüp düşmediği ise en net önümüzdeki Kasım ayında test edilecek. 6 Kasım 2018’de yapılacak olan Kongre ara seçimleri Trump için oldukça önemli. Bu seçimlerde 435 üyeli Temsilciler Meclisi’nin tümü ile 100 üyeli Senato’nun üçte biri yenilenecek.



  • Tutsaklarla iletişim yasağı
  • "Tek tip" kıyafet dayatmasına karşı Afyon E Tipi Cezaevi'nde bulunan tutsaklar açık ve kapalı görüşe çıkmama kararı almıştı. Günler önce alınan bu karardan sonra ailelerine telefon eden tutsaklar kendilerine bir ay boyunca telefon ve iletişim yasağı konduğunu söyledi.

    Yasağın bir aydan daha uzun sürebileceğini dile getiren tutsaklar, ne pahasına olursa olsun tek tipe direneceklerini de sözlerine ekledi. Uzun süredir hayata geçirilen baskılara karşı mücadele edeceklerini dile getiren tutsaklar ailelerine de "tek tip" dayatmasına tepki gösterme çağrısında bulundu.

    Öte yandan geçtiğimiz günlerde Bayburt M Tipi Cezaevi'nde kadın tutsaklara iletişim yasağı uygulandığı öğrenilmişti. Tutsak ailelerinin verdiği bilgiye göre, telefon ile görüşme, mektup, fax gönderme ve görüş yasağı getirildiği, ancak yasağın kaç tutsağı kapsadığı ve gerekçesi hakkında bilgi edinilememişti. Yasağın 11 Şubat'a kadar devam edeceği belirtilmişti.

     



  • Bordeaux’da Türk devletinin Efrîn’e saldırısı protesto edildi
  • Bordeaux’da PYD, Bordeaux Kadın Meclisi ortaklaşa, Türk devletinin Efrîn’e saldırılarını protesto etti.

    “Terörist Türkiye”, “Faşist Erdoğan”, “Kobanê’den Efrîn’e Kürtler direnecek” sloganlarının atıldığı eylemde bildiri de dağıtıldı.

    Eylemde, saldırılar sürdüğü sürece Kürt halkının da alanlarda olacağı belirtildi.

     



  • AP üyesi: Türkiye’nin saldırıları kabul edilemez
  • PYD ve YPG’nin Erdoğan’ın ‘büyük güç fantezileri’ açısından gözde diken olduğu vurgulanan açıklama, AP-Türkiye İlişkileri Delegasyonu üyesi parlamenter Martina Michels tarafından yapıldı. ‘Erdoğan Kürt otonomisine karşı Alman tanklarını gönderiyor’ başlığıyla yayınlanan açıklamada, Avrupa Birliği’nin askeri saldırıya dur demesi istendi. Açıklamada, Erdoğan’ın Kuzey Kürdistan’daki hak taleplerini bastırma hayallerini son yıllarda Suriye ve Irak’taki Kürtlerin haklarına saldırarak tamamlamak istediği dile getirildi.

    Açıklamada, Erdoğan’ın sadece NATO ve uluslararası topluma karşı değil aynı zamanda DAİŞ, El Nusra ve diğer çetelere karşı kazanılan başarılara da savaş açmış olacağı vurgulandı.

    Michels’in açıklamasında, Erdoğan’ın müdahaleleriyle bölgedeki istikrara zarar vermenin yanı sıra Türkiye içinde Kürtler ve diğer halkların sorunlarının barışçıl çözümünü de belirsiz bir tarihe ertelenmesine yol açacağı ifade edildi. Açıklamada, Erdoğan ve Suriye rejimi lideri Esad’ın Doğu’da Rusya lideri Vladimir Putin’in gözetiminde etkinlik alanı paylaştıkları kaydedilirken, bunun özellikle bölgede kalan sivil halka maliyetinin olacağına işaret edildi.

    Die Linke’li AP parlamenterinin açıklamasında, Avrupa Birliği’nin de Türkiye’nin güvenlik çıkarlarını ve yaptıklarını gözden geçirmesi gerektiği vurgulandı. Açıklamada son olarak, Suriye’deki sorunun çözümünün radikal İslamcı çetelere yönelik uzun bir mücadeleden geçeceği belirtilirken, bundan dolayı da PKK’nin terör örgütleri listesinden çıkarılması gerektiğinin altı çizildi.



  • Dünyaca tanınmış isimlerden Efrîn için imza kampanyası
  • Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Rusya ve İran’dan Suriye’nin egemenliğinin Türkiye tarafından delinmemesi ve Efrîn halkının barış içinde yaşamasına müsade edilmesi için harekete geçmeleri istenen imza metninde, Türkiye’nin saldırılarının engellenmesi isteniyor.

    TÜRKİYE, EL KAİDE VE DİĞER CİHATÇI GRUPLARCA ÇEVRİLDİ

    Efrîn’in büyük oranda Kürt nüfusa sahip olduğu ve Suriye’nin en güvenli bölgelerinden olduğu vurgulanan metinde, son 5 yılda bölgenin nüfusunun ikiye katlanarak 400 bine ulaştığı kaydedildi. Efrîn’in şimdilerde düşmanlarca çevrelendiği belirtilen metinde, bu düşmanların Türkiye tarafından desteklenen cihatçı gruplar, El Kaide ve Türkiye olduğu vurgulandı.

    YPG SADECE HALKLARI SAVUNUYOR

    Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD’nin askeri alanda DAİŞ’e karşı mücadelede partnerlerinden YPG’ye saldırı tehditleri savurduğu dile getirilen metinde, YPG’nin çetelerden kurtardığı yerlerde sivil demokratik meclislerin kurulmasının önünü açtığına dikkat çekildi. YPG’nin sadece Kürtler ve Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu içerisinde yaşayan diğer halkları savunma amacı olduğuna işaret edilen açıklamada, Türkiye’nin büyük bir askeri gücü Efrîn sınırına yığdığı hatırlatıldı.

    BİNLERCE SİVİLİN YAŞAMI RİSK ALTINDA

    Erdoğan’ın barış içinde yaşayan Efrîn kantonunu yok etmek istediği ve olası bir saldırının binlerce sivil ile buraya sığınan mültecilerin hayatını tehlikeye atacağı ifade edilen metinde, Türkiye’nin böyle bir saldırıyı sadece Rusya, İran ve Suriye’nin izni ile ABD’nin durdurma amacıyla harekete geçmemesi halinde gerçekleştirebileceğinin altı çizildi.

    DAİŞ’E KARŞI BİNLERCE EVLADINI YİTİREN KÜRTLERE DESTEK AHLAKİ SORUMLULUKTUR

    Türkiye’nin imha ve işgalle tehdit ettiği Kürt halkının yıllardır dünyayı DAİŞ çetelerinden kurtarmak için binlerce evladını ve kızını YPG-YPJ saflarında yitirdiği vurgulanan metinde, “Uluslararası toplum ve ABD’nin şimdi Kürt halkının arkasında durma gibi ahlaki bir sorumluluğu vardır” denildi.

    Çağrı metninde hem ABD yetkililerinin hem de Birleşmiş Milletler’in acilen harekete geçerek, Suriye içinden ve sınırdan Türkiye tarafından gerçekleştirilen saldırıları engellemesi ve Efrîn’in istikrarını garanti altına almaları isteniyor.

    İmza kampanyasına katılan isimler arasında bilim insanı ve düşünür Noam Chomsky’nin yanı sıra farklı üniversitelerde kürsüleri bulunan Michael Walzer, Kariane Westrheim, Charlotte Bunch, Todd Gitlin, David Graeber, Nadje Al-Ali, David Harvey, Michael Hardt, Marina Sitrin, David L. Phillips ve Ann Snitow imzaladı. Kampanyanın ilk imzacıları arasındaki yazar, sanatçı ve gazetciler ise şunlar: Bill Fletcher, Joey Lawrence, Meredith Tax ve Debbie Bookchin.



  • Hrant Dink, Stockholm’de anıldı
  • Dink, ölümünden 1 ay önce İsveç’e gelerek Stockholm’de İşçi Eğitim Merkezi (ABF) ve İsveç Parlamentosu’nda düzenlenen Türkiye’de ifade özgürlüğü ve insan hakları ihlallerini ele alan konferanslara konuşmacı olarak katılmıştı. Katledilişinin 11. yıldönümü dolayısıyla yapılan konferans Dink'in ABF'te konuştuğu salonda düzenlendi.

    Parlamento bünyesinde kurulu Türkiye’de İnsan Haklarını Destekleme Komitesi, İsveç PEN Kulübü, Sınır Tanımayan Gazeteciler ve İsveç Gazeteciler Federasyonu tarafından örgütlenen ve Türkiye’de basın özgürlüğü ve insan hakları ihlallerinin tartışıldığı seminerindeki konuşmacılar, Türkiye'de ifade özgürlüğü ihlallerinin 15 Temmuz askeri darbe girişiminden sonra tavan yaptığını söylediler ve Türkiye ve Kürdistan'daki gazeteciler ve insan hakları savunucularıyla dayanışmanın yükseltilmesinin önemine vurgu yaptılar.

    TÜM DÜNYA CİNAYETİN KARATILDIĞINI BİLİYOR

    Sınır Tanımayan Gazeteciler Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu, Hrant Dink Davası'nın 11 yıllık hukuki sonuçlarının cezasızlık bakımından tartışmalı olduğunu ve bu davanın uluslararası kamuoyuna Türkiye'nin azınlıklara saygılı ve Dink gibi bir aydının katledilmesine karşı toleransı olmadığını göstermesi için bir olanak sunduğunu ancak hükümetin cinayetin gerçek faillerine dokunmamasının katliamın karartılmaya çalıştığının dünya kamuoyu tarafından anlaşıldığını söyledi.

    TÜRKİYE HRANT KATLİAMININ LEKESİNDEN KURTULAMAZ

    Türkiye ve dünya kamuoyunun AKP Hükümeti'nin katliamın ardındaki güçleri gizlediğinin farkına vardıklarını söyleyen Önderoğlu, “Türkiye bu katliamın lekesinden kurtulamaz. Bundan kurtulması için katliamın ardındaki güçlerin belirlenmesi ve cezalandırılması gerekiyor. Dolayısıyla Hrant Dink ve Tahir Elçi Kürt ve Ermeni toplumlarının değerleri olmaktan öte Türkiye toplumunun birlikte yaşamasının sembolleri ve önemli değerleriydi. Onların ortadan kaldırılmasıyla Türkiye toplumu yoksullaştı” dedi.

    TÜRKİYE'DEKİ İHLALLER GÜNDEMİMİZİN İLK SIRASINDA

    İsveç Gazeteciler Federasyonu Başkanı ve Avrupa Gazeteciler Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi Jonas Nordling, Türkiye'de 15 Temmuz darbe girişiminden sonra ifade ve basın özgürlüğü ihlallerinde belirgin bir artış görüldüğünü belirttikten sonra Avrupa ve İsveç gazeteci örgütleri olarak Türkiye'yi gündemin ilk sırasına aldıklarını söyledi.

    Türkiye'de tutuklu gazetecilerin duruşmalarını yakından izlediklerini ve bazı duruşmalarda gözlemciler gönderdiklerini hatırlatan Nordling, Türkiye ve Kürdistan'daki gazetecilerin sendikal örgütlenmelerine destek verdiklerine de dikkat çekti.

    HÜKÜMETİN POLİTİKASINA KARŞI ÇIKTIKLARI İÇİN İNSANLAR TUTUKLANIYOR

    Uluslararası Af Örgütü İsveç Seksiyonu adına bir konuşma yapan Andrea Bodekull, AKP Hükümeti'nin 15 Temmuz darbe girişiminin ardından darbenin ardında olmakla suçladığı Gülen Hareketi'ne karşı mücadele bahanesiyle 100 bini aşkın kişiyi işten attığını ve bunlardan 50 binini tutukladığını söyledi.

    Tutuklananlar arasında Gülencilerle hiçbir ilişkisi olmayan gazeteci ve insan hakları savunucularının olduğunu hatırlatan Bodekull, pek çok kişinin sadece hükümetin politikasına karşı oldukları için tutuklandıklarına somut örnekler vererek dikkat çekti.

    Yüzlerce sivil toplum örgütü ve medya kuruluşunun kapatıldığını söyleyen Bodekull, “Tüm bunlar teröre karşı mücadele ve ülkenin güvenliğini sağlamak gibi gerekçeler öne sürülerek yapılıyor. Kadın örgütleri, yerel kültür dernekleri hatta spor kulüpleri bile kapatıldı. On binlerce akademisyen, öğretmen ve aydın terörist olarak suçlanarak görevlerine son verildi” dedi.

    Sınır Tanımayan Gazeteciler İsveç Seksiyonu Başkanı Jonathan Lundqvist, basın ve ifade özgürlüğünün demokrasinin en temel koşulu olduğunu hatırlatarak “Medyanın özgür olmadığı bir ülkede demokrasiden bahsedilemez” şeklinde konuştu.

    UETD İSVEÇ MEDYASINA YÖNELİK SALDIRIYA GEÇTİ

    Gazeteci Yazar Kurdo Baksi, İsveç'te Türk devletine casusluk yaptığı için medyada teşhir olan AKP'nin lobi örgütü UETD'nin İsveç medyasına yönelik saldırıya geçtiğini, tüm medya kuruluşları hakkında dava açtığını söyledi.

    AKP'nin Türkiye ve Kürdistan'da yönelik saldırılarını İsveç'de UETD aracılığıyla sürdürdüğünü belirten Baksi, “Bu çok ciddi ve tehlikeli bir girişim. Medya bizi ve Erdoğan'ı eleştiriyor diyorlar. 105 günlük gazete, TV ve radyo aleyhinde dava açtıklarını söylemeleri oldukça kaygı verici. Bunlar Erdoğan'ın Türkiye'de medyaya yaptığını burada da yapabileceklerini sanıyorlar” şeklinde konuştu.

    Tiyatro Sanatçısı Serpil İnanç'ın Hrant Dink için şairlerin yazdığı şiirleri okumasından sonra etkinlik son buldu.



  • Almanya leopardları Efrîn için mi modernize edecek?
  • Erdoğan rejimine bağlı güçlerin başta Efrîn olmak üzere Batı Kürdistan’a yönelik saldırı ve işgal girişimlerinin gündeme geldiği bir dönemde Almanya, Türk ordusunu modernize etme işini üstlenmek için kolları sıvıyor.

    Alman Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel'in itiraf ettiği, ancak daha sonra çark ettiği Erdoğan rejiminin rehin tuttuğu Alman vatandaşları üzerindeki kirli pazarlığın silah ticareti üzerinden yürüdüğü ortaya çıktı.

    Cumartesi günleri yayınlanan haber dergisi Der Spiegel’in son sayısında yer alan bir habere göre federal Alman hükümeti, ülkenin önde gelen savunma firmalarından Rheinmetall'in Türk ordusuna ait Leopard tanklarının modernizasyonu planına yeşil ışık yakmak istiyor.

    Planın Gabriel’in Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile Ocak ayı başında yaptığı görüşmede gündeme geldiği ve en yakın zamanda her iki hükümetin savunma birimlerinin konuyu görüşmesine karar verdiği belirtildi.

    TANKLAR MAYINLARA KARŞI KORUNACAK!

    Türk ordusu daha önce Almanya’dan satın aldığı Leopard tanklarının bombalı tuzak ve mayınlara karşı savunmasını güçlendirmek istiyor. Türk ordusunun 2016’nın yazında Suriye’ye yönelik başlattığı işgal sırasında 10’a yakın tank savunmaları zayıf oldukları için hasar görmüştü.

    Türkiye, tankların modernizasyonu planı için geçtiğimiz yılın Mart ayında Almanya’ya başvurmuştu. Ancak Rheinmetall'in almak istediği ihale, Erdoğan rejimiyle yaşanan gerginlikler yüzünden rafa kaldırılmıştı. Çavuşoğlu’nun Almanya’ya gelişinden kısa bir süre önce de Rheinmetall yöneticilerinin Gabriel ile görüştüğü ve tankların modernizasyonu işini almak için ısrarlarını bir kez daha dile getirdikleri belirtiliyor.

    SIRADA 1000 TANK ÜRETME PROJESİ VAR

    Daha önce Rheinmetall ile Türkiye'nin Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu (MKEK) arasında cephane üretimi ve modernizasyonuyla ilgili bir birçok anlaşma imzalanmıştı. Projede ait Leopard tanklarının modernizasyonunun yanı sıra Türk savaş uçaklarının cephanesinin Türkiye'de üretilmesi de vardı.

    Erdoğan rejimi için yaklaşık 7 milyar Euro tutarındaki tank projesi Altay'ın, 100 ile 200 tanklık ilk bölümünün ihalesini Rheinmetall ile Türk kamyon ve otobüs üreticisi BMC firması almıştı. Her iki firmanın Ankara'da kurdukları RBSS'nin RBSS'nin hisselerinin yüzde 40'ı Rheinmetall'in.

    Toplam bin panzerin ilk siparişine ilişkin federal Alman hükümetinin bu yıl karar vermesi gerekiyor. Daha önce Rheinmetall'in CEO'su Armin Papperger ise Türk ordusuna yönelik birçok projenin beklemede olduğunu söylemişti. Papperger, Türk ordusuna verilecek tankları 2015'de Türkiye’de üretmeye karar vermiş ve bunun için Erdoğan'ın sarayına çıkmıştı.



  • MHK: Halklar Efrîn’i büyük bir direnişle savunacaktır
  • Yazılı bir açıklama yapan Mezopotamya Halk Kongresi şunları kaydetti: “Asuri/Süryani/Keldani halkı adına, Mezopotamya Halk Kongresi olarak, Türk devletin Efrîn’e yönelik işgalci girişimini kınıyor, lanetliyoruz! Ortadoğu’da Osmanlı, İttihat Terakki, Türk devleti ve devamında son 15 yıllık siyasal İslamcı soykırımcı zihniyet geleneği halklara, kültürlere, mezheplere, dinlere, emekçilere ve kadınlara yönelik bu yüzyılık emellerine bakıldığında, soykırım, katliam, sürgün, baskı, işkence ve ölümlerden başka birşey vermediler. Buna rağmen dünya kamuoyu nezdinde utanmadan hala kendilerini bu faşist zihniyetle, yaşadığımız 21. asırda halklara, bölgeye ve demokratikleşmeye karşı dayatmaya çalışmaktadırlar.

    Bugün Ortadoğu’da yaşanan Üçüncü Dünya Savaşı’nda egemenliğe, gericiliğe, sömürgeciliğe, anti-demokratikleşmeye karşı, alternatif demokratik bir zihniyet Kuzey Suriye Demokratik Sistemi öncülüğünde gelişmektedir. Bu demokratik zihniyetle yüzyıldır inkar edilen ezilmiş uluslar, kültürler, diller, inançlar, dinler ve tarihler birlikte mücadele vererek, kendilerini dünya kamuoyu gündemine onurluca getirmişlerdir. İlk defa Kürt, Arap, Êzidî, Alevi, Asuri/Süryani/Keldani, Ermeni, Çerkes, Türkmen ve Çeçen haklar bir arada eşit koşullarda yaşama imkanı buldular. Bu onurlu yaşam biçimini, yüzyıldır onursuz yaşam biçimine alternatif gören Türk devlet ve başındaki ahlak ölçülerini alabildiğince aşan faşist İslamcı Erdoğan, bu onurlu gelişmeleri tasfiye etmek için, bölgede ne kadar gerici, sapık ve kadın düşmanı bir örgüt varsa, onlarla birlikte Efrîn’e saldırmaktadır!

    Dolayısıyla Efrîn halkların yurdu, demokratik alternatifin kalesi ve onurlu yaşamın abidesidir… Irkçı Türk devleti buraya saldırabilir, yalnız bilsin ki halklar burayı büyük bir direnişle savunacaktır. Kobanê’de IŞİD-Türk devlet-soykırımcı Erdoğan nasıl yenildiyse, halifeliği yerin dibine batmışsa, Efrîn’de Türk devleti-faşist Erdoğan-AKP-MHP faşist koalisyonu tarihin çöplüğüne batacaktır!

    Bizler MHK olarak Efrîn direnişini selamlıyor, birlikte olduğumuzu belirtiyoruz... Bu vesile ile dünya kamuoyuna Türk devletin işgal girişimlerine karşı durmaları, ABD, Rusya, Avrupa ve Britanya’yı Türk devletin bu terörist yönelimlerine karşı tavır koymalarına davet ediyoruz. Özellikle Ortadoğu ve Orta Asya’da Hıristiyan inancına mensup hakların, Kürt halkının, farklı inanç sahibi olan Alevi, Êzidî vb, emekçilerin, kadınların, gençlerin, devrimcilerin, sosyalistlerin ve demokratların temmenisi olan Kuzey Suriye demokratik sistemi, bu sistemin bir parçası olan Efrîn’e her yönü ile sahip çıkmaları, özgür iradelerine sahip çıkmaları analamındadır. Ayrıca Asuri/Süryani/Keldani halkını Efrîn tarihimiz, insanlığımız, ahlakımız ve onurumuzdur anlayışıyla her alanda savunmaya, soykırımcı Türk devletine karşı durmaya çağırıyoruz! Efrîn’in başarısı, Türk devletin-faşist bloğun yenilgisi ve Ortadoğu’da üçüncü demokratik alternatifin zaferidir...”



  • TJK-E’den acil eylem çağrısı
  • Yazılı bir açıklama yapan Avrupa Kürt Kadın Hareketi (TJK-E) şunları belirtti: “Faşist Türk devleti ve onun ırkçı kurumları Kürt düşmanlığında bir kez daha sınır tanımıyor. Kürt halkının Rojava'da elde ettiği tarihi kazanımları sindiremeyen faşist Türk devleti, kirli savaşını ülkemizin her karış toprağına taşırmak istiyor.

    Erdoğan faşizmi halkımıza karşı yürüttüğü topyekûn savaş konsepti ile faşizmini kurumsallaştırmak ve diktatörlük yolundaki bütün engelleri ortadan kaldırmayı hedefliyor.

    Faşist Türk devletinin Efrîn'e yönelik gerçekleştirdiği saldırılarda hedef sadece Kürt halkı değil, aynı zamanda Suriye halkının hedeflediği Demokratik Suriye ve Ortadoğu barışıdır.

    Efrîn özelinde halkımızın şimdiye kadar büyük bedeller ödeyerek elde ettiği bütün kazanımlar şu anda büyük tehdit altındadır. Türk devletinin faşist saldırıları karşısında halkımızın canı pahasına edindiği kazanımları sahiplenmek dört parça Kürdistan ve yurtdışında yaşayan halkımızın temel yurtseverlik görevidir.

    Başta Avrupa'daki kadın örgütleri ve kurumlarımız olmak üzere tüm yurtsever halkımızı toplumsal bir bilinç ve duyarlılıkla bulunduğu her yeri eylem yerine çevirerek halkımızın kazanımlarına sahip çıkmaya, devrimci ve demokratik çevreleri Kürt halkıyla dayanışmayı büyütmeye çağırıyoruz.”



  • Erdoğan’ın fedaisi Külünk, artık Avrupa’da ‘istenmeyen kişi’
  • Bir yıldan fazladır Avrupa’ya gelmeyen Külünk’ün tutuklanma ihtimali Berlin-Ankara arasında pazarlık konusu.

    Her ne kadar resmi görevi AKP İstanbul milletvekili ve AKP’nin dış ilişkilerden sorumlu genel başkan yardımcılığı olsa da Metin Külünk, uzun yıllar Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Avrupa’daki ‘uzun kolu’ olarak biliniyordu. Erdoğan’ın gençlik arkadaşı olan Külünk, son yıllarda AKP iktidarının Avrupa’da kurduğu ağın şefliğini yapıyordu.

    Başta Almanya, Hollanda, Belçika ve İsviçre olmak üzere Avrupa ülkelerine sıkça ziyarete giden Külünk, camii, dernek ve AKP’nin sivil toplum örgütü görünümlü gayri resmi kuruluşlarında toplantılar yapıyordu. Direkt olarak Erdoğan’dan aldığı talimatlarla Külünk, Avrupa’daki örgütlemeyi yönetiyordu.

    Geçtiğimiz Aralık ayında Almanya’da birçok suçlara bulaşan "Osmanen Germania" (Almanyalı Osmanlılar) çetesinin de Metin Külünk’e bağlı çalıştığı ortaya çıkmıştı. Alman polisinin çeteye yönelik açtığı soruşturmada ‘tepe isim’ Külünk’tü. Alman medyasına da sızan birçok belgede bu çetenin finansörünün Külünk olduğu belirtildi.

    KÜLÜNK ÇETENİN ‘1 NUMARASI’

    Külünk’ün verdiği paralarla çetenin başta Kürtler olmak üzere Almanya’da yaşayan Erdoğan rejimi muhaliflerine saldırılar yapmak için silah aldığı ifade edilmişti. Almanya’nın Baden-Würtemberg merkezli güvenlik birimlerinin "Osmanen Germania"ya yönelik hazırladığı soruşturmaya Külünk’ten dolayı Alman Uluslararası Terörle Mücadele Birimi’nin de dahil olduğu öğrenildi.

    ANF’nin güvenilir kaynaklardan aldığı bilgilere göre Külünk çetenin ‘1 numarası’ olarak tanımlanıyor. Soruşturma çerçevesinde çetenin liderlerinden Mehmet Bağcı ve Selçuk Şahin geçtiğimiz Haziran ayından itibaren tutuklu ve önümüzdeki Mart ayında hakim karşısına çıkmayı bekliyorlar. Her iki isim de Külünk’ten talimat alıyorlardı.

    1 YILDIR AVRUPA’YA GELMİYOR!

    Çeteye yönelik Alman polisinin ilk operasyonu Kasım 2016’da gerçekleşmişti. Metin Külünk’ün ise bu tarihten itibaren Avrupa’ya gelmekten korktuğu öğrenildi. ANF’nin araştırmalarına göre Külünk, son olarak 2016’nın Ekim ayında AKP’nin Avrupa’da düzenlediği etkilere katıldı.

    23 Ekim 2016 günü Köln’de gerçekleşen “Rizeliler Günü” etkinliği Külünk’ün konuştuğu son etkinlik olarak kayıtlara geçti. O günlerde Külünk, Köln dışında birçok kenti dolaşarak AKP adına etkinliklere katıldı. AKP’nin Avrupa örgütlenmesi olan Avrupa Türk Demokratlar Birliği’nin (UETD) İsviçre şubesi tarafından Winterthour kentindeki etkinlikte ise Külünk, Avrupa’da yaşayan Türkiyeli muhalifleri hedef aldıklarını bizzat itiraf ediyordu. Külünk şöyle diyordu:

    “Bu örgütlerin elemanları nereye kaçarlarsa kaçsınlar, bu devlet onları kovalayacak. Oturacaklar burada Türkiye’nin aleyhinde yazacaklar, onların takip edilmediğini mi zannediyorsunuz, merak etmeyin hepsi izleniyor. Bir devletin vazifesidir devletine ihanet edenin peşini bırakmaz. Bu o devletin büyüklüğünün ifadesidir. Buralarda toplanacaksınız, oteller alacaksınız bunları devlet takip etmeyecek ha, hadi oradan be.”

    KÜLÜNK’TEN SONRA UEDT BİRBİRİNE GİRDİ!

    Erbakan liderliğindeki Milli Görüş Hareketi’nden bu yana Erdoğan’a yakın isimlerden biri olan Metin Külünk’ün Avrupa’ya gelememesi yüzünden AKP’nin kuruluşlarında ise kaos başladı. Bu kuruluşların başında AKP’nin Avrupa’daki lobi kurumu olarak bilinen UETD geliyor.

    UEDT’nin bazı şubelerinin özellikle geçtiğimiz ay Alman basınında Külünk’e ilişkin çıkan haberlerin ardından UEDT yönetimi ve başkanına karşı çatlak sesler çıkarma başlaması dikkat çekti. UETD içinde “Külünk’e yeteri kadar sahip çıkılmıyor” eleştirileriyle başlayan tartışmalar üzerine UEDT merkezinin ise Gummbersbach kentindeki şubeyi fes ettiği öğrenildi. UETD Gummersbach Yönetim Kurulu adına şube başkanı Ahmet Durgut sosyal medya üzerinden şu açıklamayı yaptı:

    “UETD Köln Bölge Başkanı tarafından resmi bir mail gönderilerek, derneğimizin bizler tarafından fes edilmesi ve aynı gün içerisinde yönetim olarak toplu istifamız adeta ‘emredilmiştir’. Demokratik bir şekilde kendi üyeleri tarafından seçilmiş bir şubeyi Alman dernek ve ceza kanunu yasalarına aykırı olan bu tür emirler ile baskı altına alıp sindirmek, maalesef son aylarda ciddi konularda büyük özveri ile eline sorumluluk alan birçok samimi, hizmetkar şube ve bölge başkanlarının maruz kaldığı ‘tanıdık’ bir durumdur. Bu şubelerin ve bölgelerin kimler olduğunu, istenildiği takdirde belgeleriyle birlikte sunabiliriz.

    Bir takım şahsi çıkar, menfaat ve kötü niyet odakları bazı değerli teşkilat üyelerini kendi çalışma arkadaşları tarafından baltalatmakta, sistematik bir mobbing ile de bu değerli kişilerin teşkilat ile bağı bu tür baskılarla koparılmaya çalışılmaktadır. Birçok bölgede şubelerin Genel Merkez tarafından taban ile alakası olmayan ‘atanılmış bölge başkanlarıyla’ büyük sorunları olmakta, şubelerin hem dile getirdiği hem de kağıda döktüğü sorunlar sümenaltı edilmekte ve çalışmalarıyla ön plana çıkan insanlar & şubelerde sistematik şekilde bastırılmaktadır. Teşkilatın adeta içi oyulup ‘çalışamaması’ için devlet dairelerinde bile bulunmayan bürokratik kurallar dikte edilmekte ve şubeler adeta ‘söz sahibi olmayan kölelere’ dönüştürülmektedir.”

    ÇETE SORUŞTURMASINDA KÜLÜNK GEÇECEK Mİ?

    Bu arada öldürme, yaralama, gasp ve tehdit suçlarından hakim karşısına çıkacak "Osmanen Germania" çetesinin liderlerinden Mehmet Bağcı, Selçuk Şahin, Levent Uzundal hakkında hazırlanan iddianamede Metin Külünk’ün isminin yer alıp almayacağı bilinmiyor. Her ne kadar Alman polisinin Külünk ile bu isimlerle bağlantısını kanıtladığına dair birçok bilgiye sahip ise de Külünk’e yönelik soruşturmanın Merkel hükümeti ve Erdoğan iktidarı arasında yapılan görüşmelerde pazarlık konularından biri olduğu belirtiliyor.

    Alman polisinin elindeki bilgilerden bazıları şunları:

    - 1 Haziran 2016 günü başkent Berlin’de Külünk’ün bir araya geldiği "Osmanen Germania"nın lideri Mehmet Bağcı’ya iki zarf verirken, Hamburg emniyet teşkilatından bir ekip bu anı gözlemledi. Her iki zarfta para dolduğu tahmin ediliyor. Çünkü soruşturma ekinin hazırladığı dosyada Bağcı’nın ertesi gün, yani 2 Haziran 2016 günü Almanya’da yaşayan bir Sırplıyı arayarak “Bize 7,65 mm kalibrelik 10 tabanca temin et” talebinde bulunduğu belirtiliyor.

    - Bir başka telefon görüşmesinde ise 2 Haziran 2016'da Federal Meclis'te Ermeni soykırımına ilişkin hazırlanan taslağın oylaması öncesinde Erdoğan, Külünk'ü telefonla arayarak Almanya'da yapılacak gösteriler için talimatlar veriyor. 1 Haziran 2016 günü saat 22.21'de yapılan görüşmede Erdoğan tasarıya karşı Külünk'ten harekete geçilmesini istedi.

    - Federal Meclis'te tasarının tartışıldığı sırada Berlin'de yapılan gösterilerin başını ise "Osmanen Germania" çekmişti. Ayrıca Külünk AKP'nin Almanya'daki kuruluşu UETD'nin Mannheim teşkilatının eski başkanı Yılmaz İlkay Arin aracılığıyla çeteye Erdoğan'a ilişkin şiir yayınlayan ZDF televizyonun sunucusu Jan Böhmermann'ın cezalandırılmasını istedi.

    - 27 Haziran günü Baden Würtemberg, Hessen ve NRW eyaletlerinde çete üyelerine ait 20 eve baskın düzenleyen polis, buralarda çok sayıda silah buldu. Merkezi Dietzenbach kentinde bulunan çetenin ofis, iş yerleri ve evlerinde çok sayıda belge ve bilgisayara el koyan polis, aralarında Mehmet Bağcı ve Selçuk Şahin'in de çetenin bazı üyelerine gözaltına aldı.

    ALMANYA’YA ATEŞ PÜSKÜRÜYOR!

    Metin Külünk ise son günlerde yaptığı açıklamalarda sürekli Almanya’yı hedef alması dikkat çekti. Erdoğan iktidarı ile gerginliğin yaşandığı dönemde Almanya’da yaşayan Türklere ‘bankalardaki paranızı çekin’ çağrısı yapan Külünk geçtiğimiz günlerdeki bir söyleşisinde “Almanya’da kimsenin iletişim özgürlüğü, can güvenliği yok, herkesin telefonu dinleniyor” iddiasında bulundu, Almanya’daki Türkiye kökenli siyasetçileri bir kez daha tehdit etti.

    https://www.youtube.com/watch?v=2xdGV5iZg1o



Powered by Web RSS